Çalışan Polis Ve Polis Şiddeti

Feray Karagöz
237OKUNMA
  corluda.com   28 Mayıs 2020

İnsanoğlunun, düşünüldüğü gibi dünyaya geldiğinde üzerine yazılmayı bekleyen boş bir kâğıt gibi olmadığını biliyoruz. Her bireyin kendine özgü doğuştan getirdiği karakteristik bir takım özelliklerden oluşan bir kapasitesi vardır. Erken dönemlerden başlayarak bu kapasite, çevreyle etkileşim biçimlerine göre yaşantılarla şekillenir. Çocuklukta kötü muameleye maruz kalmış ve istismar edilmiş kimselerin yetişkin yaşamlarında kendilerinin de benzer davranışlar gösterdiği bilinmektedir. Şiddet ve saldırganlığa maruz kalmış kimselerin kendilerinin de sonraki yaşamlarında şiddete başvurmalarının bireyin işlev gösterdiği bütün alanlarda yani bilişsel, duygusal ve fizyolojik alanlarla ilişkilidir.
 
Şiddet ile kısa bir geçiş yaptıktan sonra gelelim asıl meseleye.
 
Son zamanlarda artan polis şiddeti ile ilgili bir şeyler yazmak istedim.
 
Devlet statüsünde memur olarak yer almalarına karşın polisler farklı çalışırlar. Gece-gündüz diye bir kavramları olmayabilir. Daha çok sıkıntı çektikleri bir gerçektir. Görevdeyken pek çok siyasi ve sosyal hakları yoktur veya sınırlıdır. Hepsinin ötesinde para aldıkları bir iş için hayati tehlike taşıyan mevzularla sarılıdır etrafları. Olaydan olaya koşarlar, ipsizi kopuğuyla uğraşırlar, ölünün dirinin hesabını verirler, gencin yaşlının ettiğinin çetelesini tutarlar, hataları için kimi zaman benzerlerinden daha ağır yargılanırlar. Doğal olarak daha streslidirler. Daha çok yıpranma durumları söz konusudur. Bedenleri yıpranır, zihinleri yıpranır, noksan kalırlar.
 
Bütün bunlar işlerinin bir parçası. En başta kabul ettiler ki; çoğunun çocukluk rüyası olan mesleklerinin değişmez parçasıdır bütün bu işler. Güvenliğinden ve dürüstlüğünden emin olmak zorunda oldukları insanların yarattığı veya yaratacağı, önemli sorunların kaynağı olan şiddet unsuruyla iç içeler. Kanunsuz yapılan eylemler, insanların birbirine verdiği zararlar, kamu malına ve özel mala yapılan saldırılar veya hırsızlıklar, trafik kazaları, kavgası dövüşü söğüşü hepsi birer şiddet. Bir şekilde onları durdurmaya, önlemeye çalışıyorlar. Bunlar önemli şeyler. Toplumu doğrudan etkileyen şeyler. Hükümetiydi, siviliydi, askeriydi, politikacısıydı, yaşlısıydı genciydi, hepsi ama hepsi huzur unsuru için çalışıp didinirken daha da önem kazanıyor şiddetin yeri.
 
Şiddeti frenlemek için değişip duran, yıllarca denenmiş çeşitli caydırıcı/engelleyici/ortadan kaldırıcı yöntemler kullanıyorlar. Yasalara göre kurallara uymayanları veya uymadığını düşündüklerini tutuklayabiliyorlar. Önceden, oluşabilecek istenmeyen olarak tabir ettikleri meseleleri tespit edip güvenlik önlemi alabiliyorlar. Peki, bazı şeyler yetmediği zaman ne yapıyorlar?
 
Her şey bu kadar basit olmuyor. Yapılan edilen kurallar, hani o polislerin teminatını sağlamakla yükümlü oldukları maddeler ve yaptırımlar silsilesi elbette ki herkesin işine gelmeyebilir. İnsanlar haklı ya da haksız olarak uyması öngörülmüş kurallara aykırı davranabilir. Burada mahalli olarak polis devreye girer. Yapması gerekenleri yapar. Durumu çözmeye çalışır. Bunların bir kitabı, yolu yordamı vardır elbet. Buna da uyarlar. Polis bu kitapta yazılanları yapar. Daha doğrusu o kitaptaki yazılanları işleyene polis denir. Ama her şey kitaplara göre olmayabiliyor. Durumla baş edemeyen veya başka bir çıkar yolu bulamayacağını düşünen güvenlik görevlisi sarılıyor cop denen nesneye. Bazen önce uyarıyor, bazen gerek bile görmüyor ikaza. Veriyor veriştiriyor.
 
Şiddet kullanmamalı polis. Buna hakkı yok. Yasaya, kurala, kitaba, vatana yapılan yanlışın cevabı yine o kitaplarda, mevzuatlarda yazıyor. Ayrıca hangi kitapta da yazar ki devletin güvenlikten sorumlu memuru vurur da kırar da diye. Ne çektiği sıkıntı buna sebep, ne gördüğü zorluk, ne koltuğundaki kelle. Belindeki cop, kuşağında tabanca ona bu hakkı vermiyor.
 
Her şeyi bir yana bırakalım. Gerek ölüm kalım güdüsüyle, gerek bin bir hayat zorluklarıyla, bazen ailesini görmeden, bazen aynada kendisini tanımadan üç beş kuruş için koşturup ter döken polisin başarısını hiç kimse inkâr edemez. Ama bazı polisin kontrolsüz uyguladığı şiddet bu yazdığım değerlere leke sürülüp, korkulan, çekinilen ve bir balyoz gibi iş gören şekilde akıllarda yer etmesine yol açar da gider.
 
Bunun için ne mi yapmak gerekli?
 
´Neden eleştiriliyoruz´ diye Emniyet biriminin kendini sorgulaması gerekir…
 
Polisin şiddete dayalı tutumu için aşırı stresli bir iş yaptığı, gerekli eğitimin alınmadığı, kanunları bilmedikleri, psikolojik destek alamadıkları, yeterli teknik desteğe sahip olamadıkları, geçim derdi gibi nedenlerle bu tür olaylara neden oldukları yukardaki yazımın kısa bir özetidir.
 
Umarım bu bakış açısıyla da olaylar değerlendirilebilir.
 
Bu arada her zaman söylediğim gibi;
 
Şiddetin memleketi, mezhebi ve cinsiyeti yoktur. Şiddete karşı tutumumuz her alanda herkese karşı sahiplenici olmalıdır. Yoksa alaycı ve sahte olur.
 
Şiddetsiz bir dünya özlemi ile….

2020 © Tüm hakları saklıdır. Feray Karagöz